RÜZGAR MI OLACAĞIZ, VOLKAN MI OLACAĞIZ?

Hayır, cumhuriyet ve hukuk, hiçbir zaman yorulmadı hiçbir zaman yorulmaz.

15.11.2016



RÜZGAR MI OLACAĞIZ, VOLKAN MI OLACAĞIZ?
Kronik yorgunluk hastalığı ve kurtulmanın yolları

9 Haziran 2015 tarihinde Cenaze mi Bayram mı (kutsal ittifak) başlıklı yazımda AKP’yi düşürmek için PKK’yla işbirliğine girmeyin, kutsal ittifakın önünü açarsınız demiştim, yazım büyük bir ilgi görmüştü, ve bugün yazımda belirttiğim gibi tehlike anında sağcı yapıların bloklaşacağını ve HDP’yle ittifakın sol muhalefeti bitireceğini öngörüsünde bulunmuştum.
Bugün ‘bitkinlik’ muhalefeti ve hepimizi umutsuzluk yatağına düşürmüş durumda.
Ve muhalefet büyük yanlışlarıyla kendini kronik yorgunluk hastalığına sürükledi. Oysa muhalefet, gezide, henüz hiçbir ağır yükün altında ezilmemiş gençlerin baş edilmez enerjisini görememişti, ve muhalefet, Silivri zindanını yıkan tarihin en büyük kumpas davasının zaferini sırtlayamadı.
Görünen o ki muhalefetin kafası karışık merkezi sistemi çok dağınık..
Şüphesiz İslamcılar iktidara geldikleri günden beri siyasi sistemi ve toprak’ı durmaksızın masaya yatırması bütün ülkede ‘kronik bir yorgunluk’ yarattı, bu kronik yorgunluk, sağ seçmende ‘başkan mı olacak ne olacaksa olsun’ çaresizliğine, muhalif cephede ise, ortaya çıkan korkunç felaket karşısında parmağını oynatamaz bir çaresizlik öğretmeye başladı.
BİYOLOJİK VE VÜCUT OLARAK BU HASTALIĞI GÖRMEK MÜMKÜN

Bir hastalığın şifası bulunamaz diyorsanız sizin için o hastalığın şifası yoktur.
Artık hepimiz ‘dinlenmeyle geçmeyen’ ve yaşam kalitesini bozan ve herkesi her geçen gün endişeye sürükleyen bir yorgunluk bitkinlik hastalığına düşüverdik.
Yorgunluk bitkinlik hastalığını burada sadece bir benzetme ve metafor olarak kullanmıyorum, sosyal hayatım sol muhalefet içinde geçiyor, bizatihi birebir konuştuğum tanıdığım her arkadaşımızda biyolojik ve vücut olarak bu hastalığı görmek mümkün.
Sol muhalefetin merkezi sistemindeki peşpeşe yanlışlar artık tek tek vücutlarımıza sirayet etti. Sol muhalefetin merkezindeki yanlış sinyaller artık hepimizin beynini blokladı ve çaresizliğe yatağa düşürdü.
 Beyinle ilgili her rahatsızlığa psikolojiktir diyen bir anlayışımız var, oysa beyin hasarı diye bir şey var, teknik olarak travmayla-çarpmayla pekala işlevi bir makine gibi bozulabilir.
 Mesela bir çok ‘zorlama’ sporlarında beynin zorlanarak yanlış sinyaller göndermesi görülmüş ve tarihin en hızlı atletleri bir adım dahi atamaz hale gelmiştir.
 Kasları yorulduğundan ya da vücudu hırpalandığından değil, yanlış ya da abartılı sinyallerden.
 İngilizlerin uzun mesafe koşucusu Mo Farah, bir hafta önce 10.000 metrede altın madalya kazanır, ve bir hafta sonra 5.000 metre koşar, yine altın. Bu akıl almaz şaşırtıcı başarı sadece spor otoritelerini değil bilim adamlarının da dikkatini çeker.
Üstelik ikinci altını 5.000 metre koşusunun son dört yüz metresini 52.94 gibi akıl almaz bir finalle bitirir, üstelik, bitiş çizgisini geçtikten sonra yığılıp yerde kalmaz, aksine, seyircilere de bir şov düzenleyip mekik çeker.
Bilim adamlarının ilgisi şudur, ağır spor yapan dağcılar, bisikletçiler ve atletler yorgunluktan ölme aşamasına geldiklerinde dahi, vücut oksijenlerinin yüzde ellisini kullanmadıklarını görürler.
Yani sporcu öldüm bittim geberdim adım atacak halim yok dediğinde dahi vücutta oksijenin yüzde ellisi kullanılmamış duruyor.
Yani yorgun olan aslında vücut değil ‘beyin’.
OSMANLI ÇAĞLARINDAKİ GİBİ İKİ YÜZLÜ İNSANLAR OLACAĞIZ
Bitiş çizgisi yaklaştıkça bayılıp öleceğimizi düşünüyoruz, hayır, pekala bitişe yaklaştıkça enerjimiz artabilir, işte bu bitkinlik anındayız, başkanlık seçimiyle diri diri mezarımıza gömülmeye doğru gittiğimizi düşünüyoruz, hayır, pekala bitiş çizgisine yaklaştıkça direncimiz artabilir bedenimizde hiç beklemediğimiz yüksek bir enerji patlatabiliriz.
 Kronik yorgunluk hastalığı, en güzel tarifiyle: ‘koşmak isteyip de koşamayan atlet’hastalığı.
 Beyindeki merkezi yöneticinin ayarlarıyla oynanmış, ‘yorgunluk düzeyini gözünde büyütmeye’ başlamış.
 Ve yanlış sinyallerle sistem çöker.
Yorgunluk hissi aslında beynin vücudu bir tedbir alarak korumasıdır. Ancak beyin bu yorgunluğu takviye güçleri yedekte tutarak, bazen abartır ve bu abartıyla bazen yorgunluğu ‘kalıcı’ hale getirip, vücudu hapishanesi yatağa kilitler.
Bu çaresizlik ve yorgunluk hastalığından kurtulmanın tek yolu gün aşırı küçük küçük aktivitelerdir.
Hasta önce yatakta bir saatte bir sağa bir sola dönmeyi dener, sonraki gün sadece bir adım atar, diğer gün sadece mutfağa kadar gidip gelmeyi dener.
Beyne ayağa kalkmayı hareketi ve yürümeyi öğretmek zaman alır, ancak zamanla bu küçük aktiviteler geometrik katlanmayla hız alır.
Aksine sol muhalefet bir çok seçim kaybetti, kıpırdayamadı. Bir çok şaibeli belediye başkanını görevden alacak iradeyi hala gösteremiyor. Gençliğin enerjisini heba etti. Silivri zindanlarını yıkan yüzlerce direnişçi aydın insanı küstürdü ve yüksek enerjisini hiç ciddiye almadı.
Sol muhalefet yorgunluk hastalığını kabullendi ve yerinden kımıldamıyor.
İşte halifelik yola çıktı geliyor, mutlak başkanlık ufukta görüldü, hem istediğini öldüren hem de suçun izlerini silen büyük siyasi yetkilerle Türk Devleti hukuki ve siyasi şeklini baştan aşağı değiştiriyor, ve ülkemizin bekası üzerine bu vahim manzara karşısında sol muhalefet yerinden kımıldayamıyor.
Suç işlemesi siyasi ve hukuki düzenlemelerle süreklilik kazanacak başkanlığı gün itibariyle durduracak hiçbir güç ortalıkta görülmüyor.
Onbeş yıllık uzun İslamcı iktidar zaten herkesi dar kafalı cahiller haline çoktan soktu.
Başkan olduktan sonra zaten kimse ne geriye dönebilecek şansı bulabilecek ne gerçeği söylemeye cesaret edebilecek.
Hepimiz tıpkı bugün İran’daki gibi, mahrem alanda başka kamusal alanda başka türlü konuşmak zorunda kalacağız. Yani, çift kişilikli şizofren karakteri siyasi ve hukuki düzenlemelerle kabullenmiş olacağız, velhasıl Osmanlı çağlarındaki gibi iki yüzlü insanlar olacağız, hem oğlancılık yapıp hem beş vakit tespih çekeceğiz.
Başkan olduktan sonra bugünkü İslamcı kitleler gibi aklımızın almadığı şeylere güvenmeye biz de başlayacağız.
Onbeş yıllık iktidarlarının TV yayınlarıyla bir halkı zihinsel özürlü seçmenler haline nasıl getirdilerse artık itaatle zihinsel özürlülüğümüzü bizler de çaresiz kabulleneceğiz.
Balyoz Ergenekon davalarında hepimiz sormuştuk bu kadar hukuksuzluğu nasıl örtecekler diye?
Hepimiz herşeyi imha ederek diye cevap vermiştik, soru soran tek kişi kalmazsa, bütün hukuksuzluklar da örtülmüş olur.
Şimdi İslamcı iktidarbütün suçları bütün yağmaları bütün aldanmaları bütün hukuk ve anayasa ihlallerini hepsinin üstüne ebediyen örtecek ‘başkanlık’ı tek kurtuluş yolları olarak buldular.
Sol muhalefetin tek şansı kaldı, ya teslim ya direniş!
Beyin bir direnç bir zeka bir aktivite belirtisi göstermiyor, o halde?
Beyin bize yorgunluk öğretiyorsa o beyni hızla değiştirmekten başka şansımız kalmadı.
Hatta sol muhalefet gelmekte olan felaketleri kafasında canlandıramayacak kadar hasta.
Zaman daralıyor ve kayboluyor.
Cumhuriyet ve hukuku artık müzeye çekilen eski lokomotifler gibi seyretmeye başladık bile.
Beyin, parti grup toplantılarında bağırıyor, duyan yok cevap veren yok ses yok.
Merkezi sistem, gazeteciler içeri atıldı, yolsuzluk diz boyu diye yırtınıyor, vücuttan-bedenden-organlardan ses yok karşılık yok.
Hasta artık hastalığı kabullenmiş, kahretsin, lanet olsun gibi hafif küfürler edecek mecali dahi kalmamış.
Sol muhalefet ‘oksijenini’ kaybetmiş, aktivite olmadığı için oksijen açlığını kendisi de hissetmiyor.
Yorgunluğu ve çürümeyi bir hipnoza girmişiz gibi üstümüze aldık.
Merkezi sistemin ne dediği karmakarışık, yalan-dolan-kurmaca-anlaşılmayan telkinleriyle, şaşakaldık-donakaldık.
TWITTER VE FACEBOOK’UN HAREKETSİZ KOMUTLARINA GÜVENMEKTEN KURTULABİLİRİZ
Kardeşlerim.
Biz insanız, kaslarımızda kaynayan enerji bitmez.
İşte görüyorsunuz, merkezi sistem hiçbir üyesine partilisine söz geçiremiyor.
Bakın, insan çok korktuğu zaman bağırsaklarını boşaltır, neden, daha hızlı koşmak için, kan basıncını bağırsaklarına değil kaslarına yöneltmek için.
Sol muhalefetin düşünce kalıplarını değiştirmeye bu saatten sonra affedersiniz ama sıçmaya artık zaman yok.
Sorun, kafanın içinde.
Kafanın içinden en uçtaki kılcal damarlara gidecek hızlı tren gibi sinyal sistemini yeniden kurabilmeliyiz.
Mesela, başkanlıkla, gelmekte olan felaketi, diyelim, beş küçük başlıkta, şöyle, çok kısa, halkın anlayacağı şekilde, anlatmalı-yazabilmeliyiz.
Önce her sivil kurum, il örgütlerine, sonra semt semt, sonra sokak sokak, sonra ev ev. Bu beş küçük başlığı yüz yüze halkımıza anlatabilmeliyiz.
Yüzlerce küçük örgüt ve parti bütün sivil güçlerini kullanıp her evin içine girebilmeli.
Bu çok anlaşılır beş küçük maddeyi söyleyip-tartışmalı-uyarmalıyız.
Bunu yapabilecek henüz hiç harekete geçirilmemiş atıl çok büyük bir enerjiye sahibiz.
Birkaç ay içinde 20-30 milyon insana yüz yüze ulaşabiliriz.
Anadolu tarihinin gelmiş geçmiş en büyük sivil direncini-çalışmasını irili ufaklı yüzlerce sivil kurumla örgütleyebiliriz.
Hatta ev ev yüz yüze görüşme-toplantı-sunum ve tartışmaların istatistiğini çıkartıp ulaşılmamış milyonları tespit edebilmeli, dur durak bilmeden her insanımıza koşabilmeliyiz.
Bu çok büyük siyasi-sosyal çalışmada tarihi bir rekor kırabiliriz.
Medyanın dar ve bastırılmış alanından ve Twitter ve Facebook’un hareketsiz komutlarına güvenmekten kurtulabiliriz.
Hırsız belediye başkanı, cıa ajanı başkan yardımcısını, nedir birkaç dakika içinde, hızla kovabiliriz.
Ve ama, dikkat edin, bunların hiç birini yapmadan, birileri ölü toprağını üstümüze atmış bile.
Ve bunların hiçbirini yapmadan…
Bugün muhalif kitleler hepimiz ‘yorgunluktan öldüğünü’ söylüyor.
Hayır, sizi yorgunluktan yatağa düşürten merkezi sistem, sinyal sistemi, kılcal damarlara ulaşamayan, üyelerine söz geçiremeyen merkezi sistem.
Hayır, cumhuriyet ve hukuk, hiçbir zaman yorulmadı hiçbir zaman yorulmaz.
Bizi yoran merkezi muhalefet!
Otuz-kırk milyon insana birebir yüzyüze ulaşabilmek kimbilir belki çok da işe yaramaz, ama, milyonları yüzyüze bilgilendirmeye dönük bu çalışma, muhalefetin kaslarını açacak, muhalif kadrolara muhteşem bir enerji getirecektir.
Ve sizin gibi enerjik ama sizin gibi konuşamayan ulaşamayan milyonların enerjisiyle karşılaşacak buluşacağız.
O durmaksızın akan dökülen köpüren şelalelerin tozu dumanında ruhunuzu göreceksiniz.
O durmaksızın sahile döven dalgaların köpüklerinde hiç yorulmak bilmeyen durmak bilmeyen ruhunuzu bulacaksınız.
Bir kar tanesi elimizde eriyebilir ama lapa lapa tipi tipi milyonlar tepelere kasabalara yağdıkça.
Bir yağmur tanesi buhar olup uçabilir ama sağnak sağnak dolu dizgin yer gök fırtına yağdıkça.
Kardeşlerim!
Bizlerin beyni zekası bizlerin kasları bizlerin koşması bizlerin konuşması, Cumhuriyet’in ve hukuk’un son şansıdır.
Rüzgar mı olacağız volkan mı olacağız yağmur mu olacağız, ölecek miyiz uçacak mıyız, bir koca tarih ve muhteşem emaneti, Cumhuriyet bizi bekliyor.
Savaşlardan darbelerden işgallerden yolsuzluklardan hırsızlıklardan bitap düşürülmüş Anadolu, bir daha, yorulmak bilmeyen enerjik çocuklarını bekliyor!
Nihat Genç
Odatv.com
14.11.2016 16:02


HALKIN SESİ

Cumhuriyet ilmen, fikren, bedenen yüksek seciyeli muhafızlar ister... Ne mutlu Türküm diyene!!!
Haluk CİĞERİM
09.07.2016

© 2016 HALK DAYANIŞMASI