16 NİSAN VE KÜRESEL MERKEZLERİN YÜRÜTTÜĞÜ ALGI OPERASYONU

Batı, yukarıda ifade ettiğim toplumu ayrıştırma çabasında, iktidar odağına karşı “Hayır”la karşı koyan bir kesimi, deyim yerindeyse “olumlayarak” ajite ederken; “Evet”ten yana tercih yapan bir kesimi de kışkırtmaya dönük bir algı yönetimi yapmaya çalışmaktadır.

19.04.2017

16 NİSAN VE KÜRESEL MERKEZLERİN YÜRÜTTÜĞÜ ALGI OPERASYONU..
Mithat AKAR

Referandumdan Sonra Batı Merkezlerinin "Toplumsal Kutuplaşma" Yaratma Çabası 


Öncelikle, Batı merkezlerinin arzuladığı toplumsal kutuplaşma veya bu kutuplaşma / bloklaşma üzerinden bir çatışma ikliminin oluşturulmasına karşı milli kuvvetler olarak uyanık olmalıyız. "Dışarıdan" görünen sonuç, birbirine yakın oranlarda bir sonucun ortaya çıktığı şeklinde. Yani toplum iki eşit "kampa" ayrılmış, karşılıklı eşit kuvvetler üzerinden "bloklaşma" yaşanıyor gibi algı yaratmaya çalışan odaklar bulunuyor. 

Sosyal medya üzerinden ya da birebir görüştüğümüz arkadaşlarımızın bir kısmı, kendisinin tercih etmediği sonucun yüksek oranda çıktığı il veya bölge halkına "toptancı" bir tavırla yaklaşmaktadır. Örneğin "Hayır" veya "Evet" tercihinin yüksek çıktığı bir ilin halkına karşı "hain", "terörist" gözüyle bakan (veya bunu kışkırtan) çevreler bulunuyor. Şu an için yüksek sesle dile getirilmese de, ilerleyen dönemde "bölgecilik" üzerinden bir gerginliğin ortaya çıkması, "Evet" ya da "Hayır" diyen Türk ulusunun BÜTÜNÜ için zararlı sonuçlar doğuracak bir koşul yaratır. Şer odaklarının, farklı tercihler üzerinden yaratmak istediği "bloklaşma" çabasına karşı, "Hayır" seçeneğinin en yüksek çıktığı İzmir, Aydın, Eskişehir’in de ; "Evet" seçeneğinin yüksek oranda çıktığı Kayseri, Konya, Bayburt, Bingöl’ün de bizim illerimiz olduğun bilinciyle hareket etmeli, bu illerimizi Türk topraklarındaki bütünün parçaları olarak görmeli ve göstermeliyiz. Çünkü gerçek olan da bu… Dar kapsamlı bölgeci tavırlar, ancak ve ancak harici düşmana kolaylık sağlar. 

Küresel Çetelerin Algı Yönetimi : “Cumhuriyet Dönemi Bitti!” 

16 Nisan’dan sonra en çok dikkat çeken konulardan biri de ABD, Hollanda, Fransa gibi emperyalist – merkez ülkelerin “Evet” sonucuna karşı “demokrasi havarisi” kesilmesi. Bunlarda en çok bilinen şahıslardan biri olan, ABD’nin sözde düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi,( CFR ) Türkiye uzmanı Steven Cook’un, referandumda ‘Evet’ sonucu çıkmasıyla birlikte modern Türkiye tarihinin sona erdiğini ifade eden açıklamasıydı.
Cook referandum sonuçlarının netleşmesinden kısa süre sonra “Foreign Policy” adlı yayın organında “Huzur içinde yat Türkiye, 1921-2017” başlıklı bir yazıda, ‘Evet’ oyu verilmesiyle Atatürk’ün hayal ettiği modernliğe konan karşıtlığın dillendirildiğini belirterek, “Öngörülebilir sonuç, darbe girişiminden bu yana süren tasfiyenin devam etmesi olacak. Bütün bunlar Türk siyasetini daha da istikrarsızlaştıracak” diye yazdı.

‘Erdoğan bir otoriterliği bir başkasıyla değiştiriyor’ diyen Cook, yazmış olduğu makalenin devamında “Erdoğan sadece referandumu kazanmadı, ülkenin modern tarihinin bir devrini tamamen kapattı.” şeklinde ifadelerde bulundu. 

CFR adlı ABD’nin örtülü operasyon örgütünün, CIA güdümlü cemaat örgütlenmesine 15 Temmuz öncesinde ve sonrasında verdiği destek gün gibi ortadayken, S.Cook adlı operasyon elemanının Türkiye’de milli devletin / Cumhuriyet’in tasfiye olmasına üzüleceğini düşünmek iyi niyet veya ham hayalin ötesinde bir yaklaşım olur. 

Batı, yukarıda ifade ettiğim toplumu ayrıştırma çabasında, iktidar odağına karşı “Hayır”la karşı koyan bir kesimi, deyim yerindeyse “olumlayarak” ajite ederken; “Evet”ten yana tercih yapan bir kesimi de kışkırtmaya dönük bir algı yönetimi yapmaya çalışmaktadır. Amerikalı uzmanın buradaki amacı, Türk ulusunun farklı tercihlerini, ayrışmadan yana derinleştirmek; bu ayrışmayı ise kendi merkezinde kontrol edeceği biçimde bir kamplaşmaya, mümkünse ilerleyen dönemde bir iç çatışmaya dönüştürmek olarak okunmalı. 

Küresel güç merkezleri, ABD ile şu sıralar uyum içerisinde olan iktidar odağına “karşıt” bir görünüm sergileyerek birden fazla sonuca ulaşmayı hedeflemektedir. 
Birincisi, Türk halkının ABD karşıtlığını, yine kendi denetiminde yönlendirmek… Böylece iktidar odağını destekleyenler “ABD karşıtı”, iktidar odağına karşı olanlar “ABD ile uyum içerisinde olan” bir görünüm ortaya koymuş olacaklar. Son iki gündür İstanbul’un kimi bölgelerinde kimi marjinal grupların yaptığı sokak eylemleri, bu denklemi doğrularcasına artıyor. Meşru tepkisini ifade eden merkezleri, bu marjinal grupların dışında tutuyorum. 
(Ayrıca şu sıralar iktidar odağının kendisi ABD’nin Suriye’ye saldırısına destek vererek, bölgesel işbirliği politikasını terk eden ve ABD’ye uyumlu bir söylem içerisindedir) 

İki… Türkiye’de milli / Üniter Devlet yapısının federasyonlaşma üzerinden ortadan kaldırılması ve beraberinde Cumhuriyet’in tasfiye edilmesi faaliyetlerinde en çok çaba gösteren merkez, başta ABD olmak üzere Batı Kampı olmaktadır. Bu durumu ABD PYD/PKK, ABD – Cemaat ilişkisi ve ittifakından anlamaktayız. Dolayısıyla, Türkiye’nin “modern tarihinin kapanması” koşullarına en başta sevinecek olan merkez, dün olduğu gibi bugün de küresel şer odaklarıdır. 

Üç… Batı merkezleri, “Evet” seçeneğinin bir şekilde tercih edilir görünmesi ile “Artık Türkler için her şey bitti.” algısı oluşturarak, Türk ulusunda bir umutsuzluk havası yaratmak istemektedirler. Böylece Batı, “oy – seçim –sandık” üzerinden, milli devletin ortadan kaldırılabileceği propagandasını merkez alarak bir psikolojik harekat düzenliyor. Batı'nın bu propagandasına karşı "Sandıktan 'Evet' çıktı, artık bittik." yönlü söylemlerden vazgeçmeliyiz.

Yukarıda elim – dilim döndüğünce anlatmaya çalıştığım durum, Batı merkezlerinin Türkiye’ye dönük on yılladır sürdürdüğü operasyonların, toplam sonucu ve ”toplum mühendisliği” çabasının amaç ve planları olarak değerlendirilmeli. 

Fakat on yıllardır Batılı merkezler sürdürdüğü harekat ve planlarda hiçbir zaman istediği sonuca tam olarak ulaşamadı. Ekonomisi, ordusu, siyasi seçkinleri dışa bağımlı halde olan Türkiye’de, Türk milletine bir türlü istedikleri şekilde hakim olamadılar ve Türk milletini tam olarak birbirine düşüremediler. Çünkü Türk milletinin devlet geleneği ve sosyal – toplumsal kökleri, birkaç yüzyıla değil; birkaç bin yıla dayanıyor. Başka bir ifadeyle, Türk ulusu, dış etkilerle çabuk şekillenen, çabuk harekete geçen ya da çabuk görünüm değiştiren bir kültüre, toplumsal yapıya sahip değil. Yani “genetik hafıza” burada da devreye giriyor. Örneğin Türkiye’de, İrlanda’daki Ortadoks – Katolik çatışması gibi bir saflaşma ve çatışma, keskin hatları ile asla ortaya çıkmayacak. Batı, istediği bu iklimi asla yaratamayacaktır. (Bugüne kadarki seçim sonuçları, referandumlar kesinlikle belirleyici değil. Eğer Gazi Kemal ve silah arkadaşları, mevcut duruma ve statükoya göre hareket etselerdi; Milli Kurtuluş Savaşı’nı başlatmazlardı. Dipçe: Milli Mücadele dün sandık ve seçimler üzerinden verilmedi) 
Milli Kurtuluş Savaşı’nın amacı ve niteliği değişmez. Sadece koşulları değişir. Şimdi ise cambaza bakma değil, NUTUK’ta ifade edildiği üzere emperyalizmin “Dışarıdan kuşatıp, içeriden çökertme “ planına karşı, karşı bir plan üzerine yoğunlaşmanın zamanı. 

Son söz yerine. Makalede özellikle “Evet” ya da “Hayır” sonuçları üzerine fikir beyan etmedim. Toplumdaki fay hatlarını germeye çalışan yeterince odak zaten var. Şu süreçte önemli olan, mevcut durumdan istifade edecek emperyalizmin planlarına karşı, milli bir ruh ve milli bir strateji üzerine hareket etmek. Kaynak olarak yakın tarihimize bakınız. 

Mithat Akar / Batıkent – ANKARA 


HALKIN SESİ

ATATÜRK çülük ve çağdaşlık ve laiklik adına Her türlü oluşumda ve eylemde ben de varım.
Halil İbrahim Yaşaroğlu
16.07.2016

© 2016 HALK DAYANIŞMASI