Muammer Aksoy......


Türkiye’de suikastların bilim insanlarına, yazarlara, gazetecilere yönelmesi de Salman Rüşdi’nin öldürülmesini emreden bu fetvayla başladı ve fetvayı iş edinenler de çoktu; Humeyni’nin emrini ciddiye alıyorlardı.

31.01.2018

 
MUSTAFA YILDIRIM'IN ZİFİRİ KARANLIKTA-1 KİTABINDAN ALINTIDIR...
Türkiye’de suikastların bilim insanlarına, yazarlara, gazetecilere yönelmesi de Salman Rüşdi’nin öldürülmesini emreden bu fetvayla başladı ve fetvayı iş edinenler de çoktu; Humeyni’nin emrini ciddiye alıyorlardı.
Sultanahmet Camisinin imamı Recai Albayrak, Cuma namazı konuşmasında Humeyni'ye uyarak Rüşdi’nin "kâfir" olduğunu belirtip cezalandırılmasını istedi.
Gaziantep Ömeriye Camisi imamı Süleyman Ata, daha da açık sözlüydü, Humeyni’nin fetvasına kendi fetvasını ekleyerek "Bu şahıs bir mürteddir ve İslam’a göre katli gerekir" dedi.
Salman Rüşdi’nin öldürülmesi istenirken Türkiye’ye yönelik, Humeyni hattında örgütleri genişletecek istekler de dile getiriliyordu. Sekiz yıl önce Fatih Camisinde mevlit sonundaki dua sırasında Atatürk’ün adı geçince "Yuh! Lanet olsun" diye bağırılmıştı. Şimdi de Fatih Camisinde namaz sonrasında bir grup genç topluca haykırıyordu:
Humeyni’nin emri yerine getirilecek!
Salman Rüşdi’ye ölüm!
Namazdan çıkanlara dağıtılan "İslami kıyam" başlıklı bildiride birbiri ardına sloganlar dizilmişti:
Yolumuz İslam Şehitlerinin Yolu
Yolumuz İmam Hüseyin’in, Ebu Hanifelerin, Şeyh Sait’lerin yoludur.
Yerli emperyalizmin uşaklığını kendilerine ilke edinen bütün güçleri lanetliyoruz.
Şeytan Ayetleri kitabının yazar ve yayıncıları hakkında verilen ölüm fermanını bütün gücümüzle destekliyoruz.
Ölüm fetvasının etkisi genişliyordu. "Salman Rüşdi’ye ölüm" sloganına başkaları eklendi:
Türban kaldırılamaz!
Başörtüsü Allahın emridir! .
Muammer Aksoy, Turan Dursun, Uğur Mumcu
İstanbul İran Başkonsolosu Mir Cafer Zaferanci ölüm fetvasını elçilik önündeki panoya astırdı. Bir devletin başka devlette yazılı öldürme emrini elçilik önüne asması ilkti. Bu aykırı tutum, Turgut Özal yönetiminin duyarsızlığına bağlanıyordu. İran elçisinin eylemini sessizce karşılamayan iki kişi vardı: Turan Dursun, savcılığa dilekçeyle başvurarak bir öldürme emrinin elçilik önüne asılmasının suç olduğunu bildirdi. Türk Hukuk Kurumu Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy da bu davranışın yol açacağı olumsuzluğu gördü:
İran Konsolosluğunun yaptığı en azından başka memleketlerin hukukuna, kanunlarına ve kamuoyuna saygısızlıktır. Takibata geçilmesi gerekir. Konsolos dokunulmazlığına güveniyorsa, o zaman da ‘istenmeyen adam’ ilan edilip ülkeden gitmesi sağlanmalıdır.
Uğur Mumcu da ölüm fetvasına değinirken "Şeytan ayetleri" konusunun Watt'ın Türkçeye çevrilip İlahiyat Fakültesi'nce yayınlanan kitabında bulunduğunu yazarak tepkilerin yersizliğini vurguladı.
"Salman Rüşdi" adı, hedef gösterilenlere yakıştırılarak ve "Türkiye'nin Salman Rüşdisi" denilerek insanlara kıyıldı. Dünyada ilk öldürülenler de Türkiye'de fetvanın elçilik duvarına asılmasına karşı çıkanlardı.
Demokrasi tuzağını hazırlayanlar
12 Eylül cuntasının ve onların güdümündeki Turgut Özal hükümetinin dokuz yıl süren baskı döneminin sonuna doğru "demokrasi" coşkusuyla Türkiye’nin rejimini değiştirme kampanyası başlatıldı. Bir bakıma "inkılap" düşleniyordu. Avrupa'da başlayıp Türkiye'de süren kampanyanın sonunda solcuların başını çektiği, İslamcıların da yer aldığı grup, güç gösterisiyle rejim değişikliği isteklerini duyurmayı kararlaştırdı. 29-30 Nisan 1989'da Ankara’da, Dedeman Otel’de düzenlenen "Demokrasi Kurultayı’nda en çok tartışılan konu TCK 163. maddenin kaldırılmasıydı."
Konuşmacıların çoğu, 163. maddenin de düşünce özgürlüğünü engellediğini belirtirken Prof. Muammer Aksoy, arkadaşlarıyla ters düştü; 163. maddenin kaldırılmasıyla devletin laiklik ilkesinin yıkılacağını, teokratik düzen özlemcilerinin egemenliğinin gelişeceğini, teokrasinin demokrasi ve düşünce özgürlüğü önünde en büyük engel olduğunu belirterek, sonuç bildirisine katılmayacağını yüksek sesle açıkladı ve kimseye bakmadan salondan ayrıldı.
Sınıf savaşımını engelleyen 141. ve 142. maddelerin kaldırılarak sol, komünist hareketin önünün açılmasını isteyenlerle İslamcı örgütlenmenin önündeki tüm engellerin kaldırılmasını isteyenler aynı cephede buluşuyorlardı.
Muammer Aksoy-İlhan Selçuk
Muammer Aksoy, "Kemalist" harekete yakın bilinen İlhan Selçuk’la görüşerek caydırmaya çabaladı; ama başaramadı. Turan Dursun’a "Bu kuşak şeriatın ne demek olduğunu bilmiyor. İslami düşünce ve inanç özgürlüğü sanma yanılgısı içindeler" diye yakındı…..
163. maddenin kaldırılmasına karşı tepkiler, uyarılar sınırlıydı ve etkisizdi. Muammer Aksoy'un tepkisinin gerekçesini sonradan olaylara tanıklık ettikçe anlayanların bir bölümü, pişmanlık duyacaktı. O gün Kurultay’da sessizliğini koruyan TKP eski yöneticilerinden Rasih Nuri İleri yıllar sonra hayıflanacaktı:
Ama bizim de, bugün çok suçlu olduğumuz bir şey var. 141, 142. ve 163. maddelerin kaldırılmasına destek olduk. 1989 yılında Necmettin Erbakan falan da vardı toplantıda. Biz demokrasi adına [için] kalkmasını destekliyorduk. 141. ve 142. maddelerin kalkması tamam da, 163. maddenin kalkması hiç iyi olmadı. Çok büyük hata ettik. Muammer Aksoy da toplantıdaydı, toplantıyı terk etti; 163. maddenin kaldırılması doğru değil diyerek o [Muammer Aksoy] görmüştü.
Muammer Aksoy’un çabaları "demokrasi" diyerek İslamcıların, Hizbullahilerin önünü açanları etkilemedi; toplantının sonuç bildirgesiyle, İslamcı hareketi rahatlatmak, yasal baskılardan kurtarmak için yıllardır uğraşan siyasetçilere aradıkları fırsat verildi...
Aynı günlerde cami önlerinde başlayan, alanlara yürüyüşlerle süren eylemler, İslam darbecilerine güç verirken hedef alınan devlet kurumları ve devlet yöneticileri duyarsızdı.
Prof. Dr. Muammer Aksoy ile bir grup arkadaşı dikkat kesilmişlerdi. Aksoy, görüş ayrılığına düştüğü eski dostlarından, yazarlardan umudunu kesti; Hizbullahi atılımı durdurabilmek için var gücüyle çalışmaya başladı. 163. maddeyle ilgili, 4.758 kişinin imzaladığı dilekçeyi Adalet Bakanı Oltan Sungurlu’ya verdi.
Muammer Aksoy’un katkısıyla hazırlanarak Danıştay’a verilen dava dilekçesinde dinin Cumhuriyet devletinin yönetimine karışmasının sakıncaları; "türban" zorlamasının dinsel gereklilikten çok, devletin kuruluş ilkelerine karşı cephe açma gösterisi olduğu açıklanıyordu.
Kapkara liste ve Aksoy'un son sözü
İstanbul'dan sonra Ankara’da 20 Ocak 1990'da cihat çağrısı haykırılırken Muammer Aksoy 14.30’da 40 yıldır başkanlığını sürdürdüğü Türk Hukuk Kurumu salonunda "TCK 163’üncü maddesi ve laiklik ilkesi" üstüne ayrıntılı görüşlerini açıklıyordu.
Muammer Aksoy'un konuşmasını Kudüs Kuvvetleri ameliyatçısı Ferhan Özmen de dinliyordu. Daha altı gün önce, 14 Ocak 1990’da Suudi Arabistan Büyükelçiliği 2. Kâtibi Abdürreza Keşmiri’nin aracına bomba yerleştirip patlatmıştı. Aksoy'un ev adresini telefon rehberinden belirlemiş; eve geliş-gidiş saatlerini saptamıştı. Konferanstan sonra da onu izledi ..
Muammer Aksoy’un konferansından üç gün, 163. maddenin kaldırılmasına karşı çıkan dilekçenin TBMM'ye sunulmasından bir gün sonra, 23 Ocak 1990’da İslamcılar bir "Kara Liste" açıkladılar. Kudüs Kuvvetleri’nce örgütlenen ameliyatçıların da aralarında bulunduğu eylemcilerin kara listesinde 79 öğretim üyesinin adı vardı..
Muammer Aksoy'un Demokrasi Kurultayı öncesinde ve sonrasındaki çabalarının sonuç bildirisi denilebilecek söyleşinin ana konusu, TCK 141, 142 ve 163’üncü maddelerin kaldırılmasıydı. Muammer Aksoy üzgündü, "arkadaşlarım" dediği kişileri eleştiriyordu:
Hiç şüphe yok. Hele laiklik kesinkes tehlikededir. Yani Sayın Çölaşan, bunu görmemek…
Ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar, çok üzülerek söylüyorum, içlerinde pek takdir ettiğim, sevdiğim arkadaşlar da var!
Emin Çölaşan, "Kim bunlar?" diye sorunca Aksoy öfkesini gizlemedi; "İlericiler! İlericiler!" diye başladı ve ekledi:
Onlar dahi bu tehlikeyi görememekte…
‘Hayır, efendim, Türkiye’de şeriat devleti doğrultusunda örgütlenmeye müsaade edilse, hatta şeriat devleti kurmak için parti kurulmasına müsaade edilse bile, bu demokrasinin, hürriyetin icabıdır.Hiç de tehlikeli sonuca ulaşmayız’ diyecek kadar aşırı iyimserlik içindedirler ki üzülerek söylüyorum, bu bir gaflettir.
Emin Çölaşan, "Yani burada, herhalde SHP’yi, Erdal İnönü’yü kastediyorsunuz değil mi?" diye sorunca Muammer Aksoy birden ayağa kalktı:
Tabii, tabii! Birçok tanınmış yazarımız… Şimdi herkes korkmaya başladı! Çünkü ‘163’üncü madde muhafaza edilmeli’ dedi[n] mi, ‘Vay sen demokrasiye inanmayan bir insansın!’, ‘Vay [ben] demokrat değilim’ korkusuyla birçok insan, neredeyse bunu söyleyemez hale geldi. Geçenlerde bu alanda fevkalade bir yazı çıktı Cumhuriyette… Fakat bazı köşe yazarları, iki tarafı da idare etmekle meşguller ve sanıyorlar ki irtica ile geçici ittifak yapılır.
Emin Çölaşan'la vedalaşan Muammer Aksoy, Türk Hukuk Kurumu’na gitti. Arkadaşlarıyla Danıştay yasasındaki değişikliklerle ilgili yapılacakları görüştüler. Toplantı sonrasında Celil Gürkan'la konuşurlarken bir yakını geldi, heyecanlıydı:
Türbana karşı tavır nedeniyle Öğretim Üyeleri Derneği üyelerini kara listeye almışlar.Muammer Aksoy kaşlarını kaldırarak şöyle bir baktı ve kendi kendine konuşur gibi yanıtladı:
Onları kara listeye almışlarsa, bizi kapkara listeye almışlardır.
Muammer Aksoy listenin önemli olmadığının, asıl önemli olanın "kapkara liste" olduğunun bilincindeydi. Konuklarını uğurladıktan sonra basın bildirisi hazırlamak için Bahçelievler’deki bürosuna gitti. Genç yardımcısı ile stajyer avukat genç hanım davetiyeleri hazırlıyorlardı. Davetiyeleri imzaladı, birkaç kişiyle telefonda konuştu; 19.00’da bürodan çıktı, evine doğru yürüdü.
Türkiye’de "irtica" sözcüğü genellemeydi ve örgütlü radikal din hareketlerini hafifseyen, takkeli, eli tespihli mollaların sıradan sıfatına dönüşmüştü.
Oysa Muammer Aksoy’un "irtica" diye adlandırdığı hareket, Cumhuriyeti yıkmak için eyleme geçenlerin bilinçli, disiplinli örgütüydü. Onun "gaflet" içinde dediği kişiler, "demokrasiyi geliştirmek" amacıyla İslamcı örgütlerin temsilcileriyle "geçici ittifak" kuranlar, kanlı gelişmelere engel olamayacaklardı. Kapkara listenin ilk sonucu da yarım saat sonra görülecekti.
Ferhan Özmen, 31 Ocak 1990 Çarşamba akşamı otomobilini 2. Caddede otobüs durağının aşağısına park etmiş ve durakta otobüs bekler gibi duruyordu. Yarım saat sonra karşıdaki kaldırımda yürüyen Muammer Aksoy'u görünce onun ardına düştü; bir süre sonra önüne geçip uzaklaşarak apartmana girip içerde beklemeye başladı. Birkaç dakika sonra ana kapıdan giren Muammer Aksoy’la göz göze geldiler. Susturucu takılmış 7.65'lik Baretta tabancasını kaldırdı; arka arkaya üç el ateş etti. İki mermi Muammer Aksoy’un yüzüne, bir mermi de göğsüne…
Prof. Dr. Muammer Aksoy yavaşça oturmak ister gibi duvara yaslanarak kaykıldı ve sırtüstü uzanıp kaldı. Ferhan Özmen tabancasını cebine koydu, caddeye çıkarak otomobiliyle uzaklaştı. Bir görevi daha tamamlamıştı….
“ZİFİRİ KARANLIKTA 1”
MUSTAFA YILDIRIM
Syf.344-345, 359,361-362,367-368,370-373


HALKIN SESİ

Ülkemizin durumu 1919'dan daha da ağır ve kötüdür. Üstelik bu defa düşmanlarımız; 4.Nesil savaş oyunları ve silahları ile saldırmaktadır. Üzerlerinde üniforma yoktur, halkın beynini yıkama operasyonu tüm hızıyla sürmektedir. Sevr'in koşullarını yine önümüze getirip lehimize gibi göstererek, eşbaşkanlık ve Yeni Türkiye adı altında Osmanlıya dönüş ve hilafet hayalleri içinde, Atatürk Devrimlerinin tam tersini yaparak, gericilikle bizi ve ülkemizi ortaçağa hapsetmeye çalışan gaflet, dalalet ve hıyanet içindeki emperyal hizmetçisi piyonlar tarafından parçalanmaya yüz tutmuş yurdumuzu korumak, Atatürk devrim ve ilkelerini yeniden ülkemizde etkin kılarak; "çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkarmak" hedefine doğru yola alabilmek ve düşmanlarımızı yurdumuzdan ve devleti ele geçirdikleri noktalardan temizlemek üzere bir birliğe, bir birleşmeye ihtiyacımız vardır. Bu noktada Halk Dayanışması'na tüm yüreğimle desteğimi bildirir, bu yolda hepimize üstün başarılar dilerim. Saygılarımla, Özgün Yurtseven
Özgün Yurtseven
16.07.2016

© 2016 HALK DAYANIŞMASI